h Dolar 8,5531 %0.03
h Altın (Gr) 495,45 %0,01
h BIST100 1.351,59 %-0.86
a İmsak Vakti 02:00
Eskişehir 26°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
  • Eskişehir Haberi
  • Eğitim
  • Eskişehir Osmangazi Üniversitesi: Deniz Salyası (Müsilaj) ile Nasıl Mücadele Edilmelidir?

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi: Deniz Salyası (Müsilaj) ile Nasıl Mücadele Edilmelidir?

Deniz Salyası (Müsilaj) ile Nasıl Mücadele Edilmelidir?

Üniversitemiz Merkezi Araştırma Laboratuvarı Uygulama ve Araştırma Merkezi (ARUM) öğretim üyesi Doç. Dr. Betül Yılmaz Öztürk ESOGÜ Gündem Programı’nda Marmara Denizi’ndeki deniz salyasının oluşma nedenlerini anlatıyor; uyarılarda bulunarak önlemlerin günü değil geleceği kurtarma adına alınması gerektiğinin altını çiziyor.

Deniz salyası nasıl meydana gelmektedir?

Öztürk, biyolojik ve kimyasal pek çok bileşenin bir araya gelmesi ile oluşan deniz salyası ya da deniz kiri olarak adlandırılan oluşuma ilişkin şöyle konuşuyor: “Deniz salyası, su içerisinde bulunan fitoplanktonlar ya da mikroalgler tarafından fotosentez ürünü olan karbonhidrat türevi yüksek koloidal özelliğe sahip ekzopolimerik polisakkaritlerden meydana gelmektedir. Tek hücreli olan bu canlılar bir arada bulunabilmek için koloniyal form oluştururlar ve mukus salgılarlar. Su içerisinde yön değiştirme, hareket etme ya da kendini koruyabilmek için bu mukus salgısını doğal olarak oluştururlar. Böylece yaşam süreçlerinde oluşan bu salgı, tamamen doğal bir ürün olarak meydana gelir. Deniz içerisinde bulunan fitoplanktonlar ya da mikroalgler su içerisinde askıda bulunup aktif hareket etme yeteneği olmayan pasif bir şekilde hareket eden, fotosentetik tek hücreli ya da çok hücreli organizma gruplarıdır. Özellikle ortam içerisinde çok yoğun şekilde azot ya da fosfor gibi bileşiklerin bulunması bunların büyümesini ve çoğalmasını artıran etkenlerdendir; daha sonrasında da yaşamlarını idame edebilmeleri için sürekli bu besinleri kullanırlar. Fitoplanktonların aşırı derecede çoğalması sonucunda toplu ölüm meydana gelir. Bu hücrelerin bir arada ölmesiyle mukus serbest hale gelir. Etrafta bulunan partiküllerle birleşerek şu an Marmara Denizi’nin yüzeyini tamamen kaplayan deniz köpüğü, deniz salyası, deniz kiri olarak adlandırılan yapıyı oluştururlar.”

Doç. Dr. Öztürk, bu oluşumun birden fazla nedeni olduğunu belirterek, nedenleri beş kategoride değerlendiriyor:

Ekolojik ve ekonomik etkiler

Deniz salyasının ekolojik ve ekonomik etkilerine ilişkin de bilgilendirmede bulunan Doç. Dr. Öztürk, “Deniz salyası ortamdaki organizmaların tamamen çeşitliliğinin azalmasına neden olmaktadır. Fitoplanktonların yüzeyi bir bariyer gibi kaplaması diğer canlıların yaşamını tehdit ederek, deniz fauna ve florasını ciddi anlamda etkilemektedir. Tabii bir de bunun ekonomik etkileri olacaktır. O bölgede yaşayan insanların sağlığı, daha sonrasında turizm ciddi anlamda etkilenecektir. O bölgede ağır sanayinin soğutma suyu olarak kullandığı deniz suyunu artık kullanamayacak duruma gelmesi durumları büyük ekonomik kayıpları beraberinde getirecektir. Bununla beraber hem oradaki ekolojik dengenin çökmesine, hem de ekonominin kötüye gitmesine neden olacaktır” diyor.

Ne yapılmalı?

Diğer bölgelere bulaşıp bulaşmayacağı konusunda çokça soru sorulduğunu belirten Öztürk, “Ciddi önlemler alınmazsa bu kadar yaygın olmasa da bölgesel olarak bu organizmaların çoğaldığını diğer denizlere de yayılabileceğini görebileceğiz. Atıklarımız kontrollü bir şekilde, tamamen artırım tesislerinden, ciddi bir şekilde arıtıldıktan sonra verilmelidir. Ciddi bir atık yönetim planı ortaya çıkartılmalıdır. Bu sadece denizler değil, akarsu, göl ve yer altı kaynak sularımız için de değişen iklim şartlarıyla paralel bir şekilde düzenlemeler ile gerçekleştirilmelidir. Her bir adım günü değil, geleceği kurtarmak adına atılmalıdır” uyarısında bulunuyor.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi: TÜBİTAK’tan ESOGÜ’lü Projelere Onay

HIZLI YORUM YAP

r