Eğitim
Giriş Tarihi : 15-02-2022 19:13   Güncelleme : 15-02-2022 19:13

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi: COVID-19 Salgınında Yoğun Bakım Üniteleri

COVID-19 Salgınında Yoğun Bakım Üniteleri

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi: COVID-19 Salgınında Yoğun Bakım Üniteleri

Üniversitemiz Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Birgül Yelken ESOGÜ Kurumsal İletişim Uygulama ve Araştırma Merkezinin hazırladığı ESOGÜ Gündem programında pandemi sürecinde yoğun bakım ünitelerinde yaşananlara ilişkin bilgilendirmede bulunarak kendilerine sıklıkla sorulan soruları yanıtladı.

COVID-19 seyrinin kişilerin bağışıklık yanıtlarına göre değişiklik gösterdiğini belirten Prof. Dr. Yelken, yoğun bakımda takip edilen COVID-19 hastalarının büyük oranda ağır pnömoni ve akut solunum sıkıntısı sendromu, sepsis ve septik şok; daha az sıklıkla miyokardit, aritmi, kardiyojenik şok ve akut böbrek hasarı bulguları gösterdiğini belirtti. Klinik olarak pnömoni bulguları başladıktan genellikle 7-10 gün sonra hipoksinin (oksijen yetmezliği) geliştiği hastaların yoğun bakım ünitesine alındığını;  özellikle salgının yükseliş gösterdiği dönemlerde yoğun bakım kabulünde ciddi sorunların yaşanmış olduğunu, yoğun bakım ünitelerinin yoğun talebe cevap verecek şekilde organize edildiğini hatırlattı. 

Yoğun bakım ünitelerinde hastalara uygulanan yöntemler

Yoğun bakım ünitelerinde hastaların organ hasarlarının ilerlememesinin, bağışıklık sistemi düzenleyici ilaçlarla bağışıklık yanıtlarının harekete geçirilmesinin amaçlandığını söyleyen Prof. Dr. Yelken şöyle konuştu: “Yoğun bakımlar ziyarete kapalı alanlar olduğu için içeride yapılanlar merakla takip edildi. Hastalar ağır solunum sıkıntısı ile geldiği için genelde ve öncelikle ilk yaptığımız şey hastaların solunum sıkıntılarını, oksijen ihtiyaçlarını gidermek oldu. Bunun için de önce basit nazal kanül yüz maskeleriyle hastalarımıza oksijen vermeye çalıştık. Bunların yetmediği hastalarda solunum cihazlarından destek alarak yüz maskeleri ya da yarım maskelerle hastalarımızın oksijen seviyelerini düzenlemeye çalıştık ki organlara dokulara oksijen gönderebilelim daha büyük hasarlar oluşmasın. Bunun da yetmediği hastalar oldu. İşte o hastaları entübe ettik ve solunum cihazına bağlayarak tamamen makina tarafından desteklenen bir solunum sağlamaya çalıştık. Bu dönemde hastalarımızı solunum desteğiyle zaman zaman yüzüstü de yatırdık. Kapalı kalan akciğer alanlarını açarak daha hızlı oksijen göndermek ve hastanın solunum sıkıntısını daha hızlı düzeltmek amacıyla. Bu yöntemden büyük oranda yarar sağlarken bunun da yetmediği hastalarımız oldu maalesef. Hastanın kanını dışarıya alıp oksijenetörden geçirip oksijenlenip hastaya geri verilen ECMO yöntemini denedik. Tüm bunlara rağmen pek çok hastamızı ne yazık ki kaybettik.”

“Yoğun bakımdaki hastaların çoğu aşısız olanlar”

Halen her gün tüm dünyada milyonlarca yeni olgunun görüldüğünü, Aralık 2019’dan günümüze milyonlarca insanın kaybedildiğini hatırlatan Prof. Dr. Yelken kesin bir tedavi yönteminin geliştirilemediğini; virüsün her yeni varyantının yeni bulgular oluşturduğunu kaydederek, “Şu anda bizim yatırdığımız hastaların çok büyük bir kısmı aşısız ya da eksik aşılı olanlar. İçerde 7 gün 24 saat çalışan yoğun bakım ekibi ve sağlık personeli ekibi var ve hem fiziksel hem de psikolojik olarak ciddi anlamda yorgun durumdalar. Toplum olarak kişilerin sağlık çalışanlarına ve tabii ki yoğun bakım çalışanlarına yapacağı en önemli destek aşılarını tamamlamak ve önlemlere eksiksiz uymaktır. Çünkü şu anda bu hastalıkla ilgili söyleyebileceğimiz tek bir gerçek var. Bu da önlem! Hayat çok güzel yaşamak için bunu kıymetini bilmek lazım” diye konuştu.